27 Mart 2012 Salı

İÇ SES!


4 Ekim 2011'de açtığımız sezonu, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü'nde kapatıyoruz.
20.30'da Cihangir/Sahne'de görüşmek üzere...

“Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Ve yaratıldıkları gün onlara "İnsan" adını verdi.”

-Eski Ahit-Kaydı Yayınla




Metin ve Reji: Jale Karabekir

Hareket: Esra Çizmeci

Müzik: Murat Hasarı

Kostüm: Kübra Erişir

Işık: Efe Sümer

Grafik: Bülent Kuzu

Ses: Burcu Hayal

Oyuncular: Şengül Özdemir ve Gökmen Kasabalı

İç Sesler: Sema Mağara ve Serhan Süsler

Diğer Sesler: Tilbe Saran ve Kaya Akarsu ve Pınar Oğuz



Günlerden bugün. Saat şimdi.

İÇ SES modern bir Adem ile Havva hikayesi.

Aynı zamanda da bir ‘konuşmama’ hikayesi.

Tiyatro Boyalı Kuş yeni oyunuyla, geleneksel tiyatro kalıplarına meydan okuyor!


İÇ SES bir ‘iç ses’ oyunu!

Oyuncuların konuşmadığı, düşüncelerinin ve iç seslerin konuştuğu bir performansla karşınızdayız.

SON OYUN

27 Mart 2012 SALI SAAT 20:30 CİHANGİR/SAHNE

Taktaki yokusu, 2/B Cihangir (Firüzağa kahve arkası, Ağa Bilardo yanı)


Bilet Fiyatları: Tam 30 TL, İndirimli 20 TL.

Koltuk sayımız kısıtlıdır. Biletlerinizi www.mybilet.com'dan temin edebilir ya da 0212 245 21 09'dan rezervasyon yaptırabilirsiniz.

14 Şubat 2012 Salı

MODERN TİYATRONUN ÖNCÜLERİNDEN HENRIK IBSEN’İN

BİR BEBEK EVİ(NORA) ADLI OYUNUN ÇEVİRİSİ

AGORA KİTAPLIĞI’NDAN ÇIKTI!

Norveçli oyun yazarı Henrik Ibsen’in 1879 yılında kaleme aldığı ‘Bir Bebek Evi (Nora)’ adlı oyunu, Agora Kitaplığı’ndan 2012 yılında yayınlandı.

Metnin çevirisi, Tiyatro Boyalı Kuş’tan Jale Karabekir ve Feride Eralp’e ait.

Anarşist feminist Emma Goldman 1914’te basılan “Modern Dramanın Toplumsal Önemi” adlı makalesinde, İbsen’in Bir Bebek Evi adlı oyunuyla ilgili şunları yazmıştır:

Bir kadın Nora’nın sevdiği gibi severse başka hiçbir şeyin önemi kalmaz. Hele ki toplumsal, yasal veya ahlaki tasaların...

Nora dertsiz tasasız ve şen şakraktır. Görünüşte hiç derinliği yok gibidir. Bir oyuncak bebekten, “sincap”tan, tarla kuşundan kim derinlik bekler ki zaten? Onun hayattaki tek maksadı kocası ve çocukları uğruna mutlu olmaktır; şarkı söylemek, dans etmek ve onlarla oyun oynamaktır. Ayrıca gayet iyi korunup kollanmakta ve sahip çıkılmakta değil midir? O halde kim Nora’nın herhangi bir derinliği olduğundan kuşkulanabilir ki?

Nora’nın bilincinin ta derinliklerinde bir yerlerde bir kişilik, bir karakter kış uykusunda yatmaktadır, ve bu ancak büyük bir mucize olursa büyüyüp serpilebilecektir. Nora’nın ummakta olduğu türden bir mucize değildir bu belli ki, ama yine de tastamam bir mucizedir.

Bir kadın için bir yabancıyla yaşamaktan ve onun çocuklarını doğurmaktan daha alçaltıcı bir şey var mıdır gerçekten? Ama evlilik kurumunun yalanı buna devam etmesi gerektiğini beyan etmektedir. Toplumsal algıdaki görev kavramı da bu yalan uğruna bir oyuncaktan, bir bebekten, adeta bir hiçlikten başka bir şey olmaması konusunda ısrarcıdır.

Nora bebek evinin kapısını kapatıp çıktığında kadın için hayatın kapısını ardına kadar açar ve erkekle kadın arasında gerçek bağın yalnızca tam bir özgürlük ve paylaşımla mümkün olduğu mesajını verir, hem de apaçık bir noktada buluşarak, yalanlar olmadan, utanç olmadan ve görev yükümlülüğünün getirdiği esaretten bağımsız. Nora’nın devrim niteliğindeki ilanı budur işte.